Tarih Vakfı > Etkinlikler > Ankara Tartışmaları > “Bütün Mümkünlerin Kıyısında”: 1970’lerin “Olayı” Neydi?

“Bütün Mümkünlerin Kıyısında”: 1970’lerin “Olayı” Neydi?

by tarihvakfi

  • Tarih:
  • Yer: Ankara Tarih Vakfı
  • Adres: Güneş Sokak. Sönmez Apartmanı. 17/4 Aşağı Ayrancı, Çankaya
  • Şehir:

Tarih Vakfı Ankara Tartışmaları Devam Ediyor!

Tarih Vakfı Ankara Tartışmaları kapsamında Serhat Celal Birdal’ın “Bütün Mümkünlerin Kıyısında”: 1970’lerin “Olayı” Neydi? başlıklı, 13 Ocak Cuma günü saat 19.00’da gerçekleşecek konuşmasına davetlisiniz.

 

Konuşma Tarih Vakfı Ankara Temsilciliği’nde yüz yüze olacaktır. Etkinliğe kayıt yaptırmanız gerekmemektedir.

Adres: Güneş Sokak Sönmez Apartmanı No:17/4 Aşağı Ayrancı/Ankara

 

“Bütün Mümkünlerin Kıyısında”: 1970’lerin “Olayı” Neydi?

Serhat Celal Birdal

 

“Hepimiz bir an önce yapılacak devrimle herkesin eşit olacağı düzeni bekliyorduk. Kendi adıma, o zamanlar en geç beş yılda devrim olacağına içtenlikle inanıyordum.” 1970’lerin ikinci yarısında devrimci sosyalist mücadeleye farklı örgüt ve hareketlerde dâhil olmuş pek çok devrimciyi birleştiren noktalardan biri, bu tanıklıkta da karşımıza çıktığı gibi, devrimin güncel ve eli kulağında olduğuna dair yoğun bir inanç ve beklentiydi. Yalnızca “resmi” siyasal yorumlar, dönem analizleri, “somut durum” tahlilleri ve örgütlenme çabaları değil, bütün sevgiler, umutlar, duygular da devrimin çok yakında gerçekleşeceğine dair bir kanaat ve beklentiyle şekilleniyordu. Peki, tarihsel-nesnel koşullar ve mevcut iktidar ilişkileri açısından, en asgari düzeyde siyasal iktidarın ele geçirilmesi olarak tarif edilebilecek siyasal bir devrime uzak olunan o dönemde devrimin güncelliğine dair bu kadar yoğun bir inancın doğmasını nasıl yorumlayabiliriz? Devrimin bu kadar yakında hissedilişi hareketi motive etmekten başka bir işe yaramayan körleştirici bir romantizmin semptomu olarak Türkiye solunun zaafları listesine kaydedilip geçilmeli midir yalnızca? Türkiye solunu, yaklaşmakta olanın bir devrim değil de öncekilerden çok daha organize bir askerî darbe olduğunu kavrayabilmekten ve darbeye yönelik bir hazırlık yapabilmekten alıkoyan bir analiz eksikliğinin ya da tembelliğinin göstergelerinden ve çıktılarından biri olarak mı değerlendirilmelidir bu yoğun beklenti? Bu sorularda karşımıza çıkan örtük varsayım ve tespitler hiç kuşkusuz tamamen yersiz değildir. Yine de bu tespitlere bütünüyle ikna olmak, söz konusu devrim beklentisini salt talihsiz bir yanılsama olarak görmenin ötesine geçirmez bizi. Tarihsel koşulların, olguların “tutkusuz gerçeğiyle” kendimizi sınırladığımızda, başka bir ifadeyle bir beklentiyi verili koşulların olasılık hesabı içerisinden ölçmekle yetindiğimizde, gerçekten de bu beklentiyi bir yanılsama olarak kodlamak kaçınılmaz görünmektedir. Oysa bütün bir devrimci kuşağının zihniyet haritasını şekillendirmiş bu beklenti ve inanç, çoğu zaman verili nesnel koşullarda belirmiş olsa da tam olarak bu koşullara kaydolamayan bir “fazla”yı, bir “olay”ı kendi tekilliğinde düşünmeye çağırmaktadır bizleri. Bu sunuşta, dolayısıyla 70’lerin tarihini değil “olayı”nı düşünmeye çalışacağız. 1970’lerin atmosferinde, “nesnel-öznel koşullar” düzleminde imkânlar azalırken, “olay” düzleminde “mümkünlerin” nasıl çoğalabildiğini düşünmeye başlamak için, gerçekliği salt olgusallıktan, “olanak”ı da “ihtimal”den kurtaran bir tartışmayı kat edeceğiz. Bu tartışma, bugün “eski” solcuların birbiri ardına yayımlanan otobiyografi ve anı çalışmalarıyla su yüzüne çıkan yoğun hatırlama çabasını da yeniden yorumlayabilmemiz için bize bir fırsat sunmuş olacaktır. Bu hatırat enflasyonunda tekrar o bütün mümkünlerin kıyısına gelmenin yarattığı mutluluğa erişebilme çabasının da izleri olduğuna değineceğiz.

 

Serhat Celal Birdal

 

Akademisyen. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde görev yapıyor. Siyaset felsefesi, Türkiye solu, arzu ve yas kavramı üzerine çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve 2020’de İletişim Yayınları tarafından basılan “Bir Başka Devrim” başlıklı bir kitabı bulunuyor.“Bütün Mümkünlerin Kıyısında”: 1970’lerin “Olayı” Neydi?