Oyun denince akla çocukluk gelir. Oysaki bundan 50- 60 yıl önce,  İstanbul’un mahallelerinde, sokaklarında, kapı önlerinde, bahçelerde sadece çocukları değil büyükleri de ip atlarken, top oynarken görebilirdiniz. İstanbul’un kimi semtlerinde kadınların sokağa çıkması yadırganırken kimilerinde plajlarda “kızlı erkekli” su topu oynanır ya da kadınlardan oluşan bir futbol takımı kurulurdu. Günümüzde hem çocuk hem de erişkin oyunları değişti; saklambaç, beş taşın yerini bilgisayar oyunları aldı. Artık mahallenin genç kızlarını mahallenin gençleri danslara götürmüyor, çoluk çocuk aileler yazlık sinemalara gitmiyor.  Sokak aralarında oynanan yakartopu, beline ip bağlanılarak boğazın sularına yüzmesi için sarkıtılan çocukları, boğazda yüzme yarışlarını; gazinolar, çay bahçeleri, yazlık sinemalar, balolar, danslar, ev toplantıları vb büyük eğlencelerini sadece anlatılarda bulmak mümkün.  

19. yüzyılın başlarında tiyatro, sinema, revü gibi gösteri sanatları İstanbul’da eğlence hayatında ağırlıktaydı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul Avrupai yaşam tarzının eğlence biçimlerini daha fazla barındırmaya başlar: geleneksel alaturka kahvelerin yanı sıra Pera’da modern kafeler, Galata’da içkili, müzikli gazinolar, bugünkü gece kulüplerinin ilk örnekleri olan müzikli, revülü kafeler. Kafe Alkazar gibi pandomim gösterileri yapan mekânlar, Adalar’da ve Boğaziçi’nde restoran, gazino ve meyhaneler açılır. 

Cumhuriyetten günümüze kadarki dönemde İstanbul’un eğlence hayatında sinema, tiyatro, opera, bale, müzik, konser vb sanat ağırlıklı gösteriler; öte yandan restoranlar, gazinolar, barlar, kafeler, meyhaneler odak noktalarıdır. 1960’larda “kulüp” adı verilen diskotekler önem kazanmaya başlar. 1990’lı yıllardan itibaren İstanbul’daki eğlence hayatı Avrupa’daki metropollerden pek farklı değildir: dünyaca ünlü müzik grupları, orkestralar, sanat ve eğlence dünyasının yıldızları İstanbul’da binlerce kişiye konser vermekte, İstanbul festivali, sinema günleri vb. kültürel ağırlıklı organizasyonlar, kabareler gerçekleştirilmektedir.  

Kentin eğlence hayatında önemli bir konumda olan geleneksel mesire yerleri ve kır eğlencelerinin yapıldığı alanlar yapılaşma, sanayileşme arttıkça daralmış ya da yok olmuştur: Kağıthane, Haliç kıyıları, Küçüksu, Göksu, Çırpıcı Çayırı, Beykoz Çayırı daha sonraları Yakacık, Üsküdar, Boğaziçi Tepeleri, Kuşdili Çayırı vb bunlar arasında sayılabilir.       

Kaynak: İstanbul Ansiklopedisi

Çocukluk

Geçmişte İstanbul çocuklarının oyun kültürünün en belirgin özelliği sokakta, bahçede, açık havada yaşanmış olması. Çocukların balkon çocuğu olmayıp sokakta, mahalle aralarında oynadığı dönemlerde tekerlemeler, bilmeceler, sokakta oynanan oyunlar vardı İstanbul’da. Birdirbir; Köşe Kapmaca; Kaydırak Taşı Atmak; Seke Seke Ben Geldim, Çıngırağım Hoş Geldin; Kabaramazsın Kel Fatma, Annen Güzel Sen Çirkin; Kör Ebe; Topaç Çevirmek… yaz günleri mahalle aralarında oynanan oyunlar arasındaydı.

Sokak oyunları dışında evlerde oynanan oyunlar da mevcuttu. El El Üstünde Kimin Eli Var; Köşe Kapmaca; Yüzük Oyunu gibi. Bunun dışında pek fazla oyuncakları yoktu çocukların. Hele savaş yılları içerinde lafı bile edilemezdi. 

Şimdiki çocuklar hiç bilmiyorlar bunları. Çocuklar sokaktan çok ev içinde zaman geçiriyor. Teknolojiye yenik düştü pek çok şey gibi çocuklukta. Bilgisayar oyunlarını konuşuyorlar şimdi bir araya geldiklerinde. 

Büyük Eğlenceleri

Osmanlı döneminde büyükler eğlenmek için okçuluk yarışları düzenler, avlanır, pehlivan güreşleri yapar satranç, tavla, dama vb. oyunlar oynarmış. 

Osmanlının son yüzyılında müzikli eğlence yerleri de açılmaya başlayınca, saz fasılları çıkmaya başlamış. Bu musiki fasıllarında İstanbul’un çok kültürlülüğü bir kere daha görünür. Her milletten insan görmek mümkündür bu alanda. 

Bu sıralarda meddah ve hayal oyunları da büyüklerin eğlenceleri arasında yerini alır. 

Cumhuriyetten günümüze kadar olan dönemde ise sinema, tiyatro, opera, bale, müzik, konser vb sanat ağırlıklı gösteriler; öte yandan restoranlar, gazinolar, barlar, kafeler, meyhanelerin yanı sıra çok büyük organizasyonlar festivaller girer hayatımıza.  

Spor

Bizans döneminde sarayın ve halkın en gözde eğlencesi özellikle 4-7.yy arasında Hipodrom’da (bugünkü Sultanahmet) yapılan araba yarışlarıydı. Araba yarışları 12. yüzyıla kadar İstanbul’da önemini korumuştur. Osmanlı döneminde ise II. Mehmed’in fermanıyla kurulan ve Meydan-ı Kemankeşâni adıyla anılan Okmeydanı İstanbul’un ilk spor tesisi olma özelliğini taşır. Burada Ok sporunun yanı sıra koşular ve güreş müsabakaları da yapılırdı. 16. yüzyılda İstanbul’da, Haydarpaşa açıklarından başlayan ve Haliç ağzında sona eren kürek yarışları yapılırdı. Bu yarışları Padişah ve saray çevresi Sarayburnu Kasrın’dan, halk ise kıyılardan ilgiyle izlerdi. 20.yüzyılın başlarında kurulan Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe spor kulüpleri ilk spor kulüpleridir. İstanbul, Cumhuriyet döneminde de Türkiye’de modern sporların ilk yapıldığı ve kurumsallaştığı yer olma özelliğini korumuştur. 

Kutlamalar/ Festivaller

Beraber kutlanan ramazan bayramı, kurban bayramı, paskalya, nevruz, hıdrellez şenlikleri, hamursuz bayramlarının yanı sıra, balolar şehriydi İstanbul. Halkın beraber kutladığı hiçbir ayrımın olmadığı, ailelerin birbirine ziyarete gittiği zamanlardı. Cumhuriyet bayramında ya da çeşitli cemiyetlerin baloları yapılır, İstanbul sosyetesi mutlaka bulunurdu bu balolarda, en şık elbiseleriyle. Dini bayramların yanı sıra milli bayramlar da çok önemliydi ve o günlerde aileler hep beraber stadyumdaki kutlamalara giderdi.

Zaman ilerledikçe kutlamalar farklılaştı; aile ziyaretleri yerini uzaklara gidilerek yapılan tatillere bıraktı. Artık her bayram tatili İstanbul dışına çıkmak için fırsat oldu. 

Bayram kutlamalarının yanı sıra gelişen ve değişen kültür, globalleşme, küreselleşme sonrası dünya şehri olan İstanbul’da da festivaller başladı. İstanbul Kültür Sanat Festivali, Uluslararası İstanbul Film Festivali, Caz Festivali, İstanbul için yazabileceğimiz sayısız festival ve kutlama için sadece birkaç örnek.