Projeler

Belleklerdeki "Dersim 38"

BELLEKLERDEKİ "DERSİM 38"


Kendilerini Alevi, Zaza (Kırmanç) ya da Kürt (Kurmanç) olarak tanımlayan nüfusun yoğun olarak yaşadığı Dersim bölgesinde, Osmanlı devletinin son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, merkezi hükümetlerin hegemonya oluşturmalarına yönelik  askeri ve siyasi projeleri uygulanır. Yörede toplumsal nufuzu olan aşiretler üzerinde merkezi hükümetlerin kurmaya çalıştığı hakimiyet girişimleri 1930’lu yıllarda yoıunlaşır ve adım adım askeri müdahalelere de zemin hazırlayacak olan yasal altyapı oluşturulur. 2510 sayılı ıskan Kanunu (1934) ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu (1935) bunun örnekleridir. 1936 yılında bölgede silah toplama kampanyasıyla 7780 silah toplanır ve merkezi hükümetin askeri yöntemlerle bölgedeki hakimiyetinin kurulması için şartlar daha da olgunlaştırılır.  1937 yılında ilk askeri müdahale gerçekleştirilir ve yüzlerce Dersim’li bu müdahalelerle yaşamını kaybeder. Devletin hakimiyetinin artık imar hareketleriyle devam edeceğinin öngörüldüğü bir dönemde; 1938 yılı bahar aylarında bu kez toplumsal anlamda fiziki tasfiyeyi de öngören büyük bir askeri harekat gerçekleştirilir. Bu harekatın sonucu yüzlerce asker ve milisin yanı sıra sayıları onbinlerle ifade edilen Dersim’linin hayatını yitirmesidir. Bu olay siyasal ve gündelik söylemde “Dersim Katliamı” olarak bilinir. Harekatın sonunda onbinlerce Dersim’li devlet tarafından Elazığ ve Erzincan üzerinden daha çok demiryolu kullanılarak batı illerine bağlı köylerde ikamet etmek üzere yerleştirilir. Kitlesel ölümler ve kitlesel sürgünlerle biten bu süreçte büyük bir insanlık tradejisi yaşanır.          

Tunceli’de (Dersim) 1937- 38 yıllarında yaşanan toplumsal olaylarla ilgili yazılı kaynaklar incelendiğinde pek çoğunun ya resmi ya da muhalif ideolojiler ekseninde biçimlenmiş olduğu ve olayların sadece siyasi söylemler etrafında ele alındığını görmek mümkündür. Söz konusu toplumsal travmanın yaşanmasının üzerinden 72 yıl geçmiştir: Bazı resmi/hâkim ve karşı/muhalif ideolojilerin temsilcileri bu alanı kendi politikalarını haklı çıkarmanın bir aracı olarak kullanmakta, böylelikle de geçmişi dar bir siyasi söylem alanının içine hapsetme anlayışını yeniden üretmektedirler. Öyle ki metinlerin çoğu isyan/bastırma, baskı/direniş, askeri hârekat/silahlı direniş, silahlı milisler/askerler, kahramanlar/vatan hainleri, şeyhler/komutanlar vb karşıtlıkların alanı içerisindedir: En vahimi de konuyla ilgili tartışmaların “olaylarda ölen kişi sayısı” üzerine yapılan spekülasyonlarla çerçevelenmesi, yaşananları önemsizleştiren bu ele alış biçiminin geçmişle bugün arasındaki ilişkiyi kısırdöngüsel bir alana çekmesidir. Bütün bunlar, yaşanan toplumsal travmanın “kimlik ve aidiyet” ekseninde sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığı ve anlamlandırıldığı, kolektif belleıin kuşaktan kuşağa yeniden kuruluşunu nasıl etkilediği, nasıl farklılaştığı, kuşaklar arasında ne tür “sağaltıcı” mekanizmaların geliştirildiği ya da geliştirilmediği, zorunlu göçe maruz kalanlar ile göç etmeyenler arasında anlatı farklılıklarının olup olmadığı vb pek çok konu üzerine daha az düşünülmesine ve konuşulmasına neden olmaktadır. Geçmişte ne oldu sorusu kadar, geçmişin bugün farklı toplumsal gruplarca nasıl kurgulandığı ya da kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı ve bunun farklı toplumsal gruplar arasında karşılaştırılabilirliği de önemlidir. Günümüzde toplumsal tarih çalışmaları farklı toplumsal katmanlardan insanların geçmişte yaşadıkları ya da tanık oldukları toplumsal travmaları nasıl algıladıkları ve hangi araçlarla sonraki kuşaklara aktardıkları konusuyla da ilgilenmektedir. 

1937-38’de Tunceli’de ya da o dönemki adıyla Dersim’de yaşanan olayların tanıklarıyla video ya da ses kaydıyla yapılan sözlü tarih arşiv, belgesel, biyografik çalışmaların sayısında son 4-5 yılda artış olması önemlidir. Türkiye’de son yıllarda devlet üniversitelerinde de bu konunun tez çalışmasıları arasında yer alması dikkate değerdir. Bunlarla birlikte o tarihte erişkin olup olayı yaşayan kişilerin pek çoğunun artık hayatta olmaması bu alana ilişkin yapılan ya da yapılacak olan sözlü tarih çalışmalarını kaçınılmaz olarak sınırlamaktadır.

1937-38’de Tunceli’de yaşananlara tanıklık eden kadın ve erkeklerin çocuklarının torunlarından pek çoıu bugün 18 yaşın üzerindedir. Dördüncü kuşak diyebileceıimiz gençler geçmişte yaşanan bu toplumsal travmayı, aileleri ya da yakın çevreleri tarafından onlara aktarılan olayları nasıl ifade ediyorlarİ Belli bir olay çevresinde toplumsal bellek kuşaklar arasında yeniden nasıl biçimleniyorİ Etnik ve dini kimlik, toplumsal statü ve konum, meslek, eğitim düzeyi, cinsiyet vb farklılıklar geçmişe ilişkin anlatının kurgusunu ve aktarım biçimlerini nasıl etkiliyorİ Hangi araçlarla geçmişin anlatısı aktarılıyorİ Birbirinden farklı anlatılar var mı 1934’de 2510 sayılı ıskân Kanunu’na dayanarak İzmir, Aydın, Samsun, Ankara, Çanakkal, Bursa ve Edirne gibi Sünni Türklerin yoıun olarak yaşadıkları Batı illerine göç ettirilen aileler zorunlu göçü kuşaktan kuşağa nasıl aktarmışİ Sürgün edilen yerde yaşanılan zorluklar anlatılara nasıl yansımışİ Yerleşim yerlerine göre farklılaşma var mıİ

Bu çalışmayla yukarıda sıralanan sorular çerçevesinde, 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşanan olaylar, dört kuşaktan 123 kişinin belleklerinde yer aldığı biçimiyle anlatıların kaydedilmesi aracılığıyla derlenmiştir. Bunun yanı sıra Dersim kökenli olmayan ama o dönemde yaşanan olaylara tanıklık etmiş ya da yakınları tanık olmuş 23 kişiyle de kayıtlı görüşmeler yapılmıştır. Video ve ses kaydına alınan sözlü tarih görüşmeleri tarihçi, sosyolog, antropolog ve araştırmacıların kullanımı için Tarih Vakfı Bilgi Belge Merkezi’nde tasniflenerek, korunacaktır. Projenin alan araştırma raporunda yapılan görüşmelerin kabaca hangi temalara ilişkin bilgi aktardığı belirtilecektir.

Bütçesinin bir kısmı Global Dialogue Vakfı tarafından fonlanan proje Temmuz 2010’da başlamış ve alan çalışması Haziran 2011’de sona ermiştir. Projenin alan çalışma raporu basıma hazırlanmış ve basın toplantısıyla Türkiye kamuoyuna tanıtılmıştır.