GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AZINLIK OKULLARI: SORUNLAR VE ÇÖZÜMLER

Proje, Ekim 2011-Mayıs 2013 arasında, Global Dialogue Vakfı’nın mali desteğiyle yürütüldü. İki yıl süren belge/arşiv  ve sözlü tarih alan araştırması sonunda üç ciltten oluşan rapor kitaplar yayımlandı.  Bu kitaplar, Türkiye’deki “azınlık” okullarının geçmişten günümüze süregelen sorunlarını görünür kılmayı, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlık kimliğinin ayrımcı içerimlerinden arınmasına katkıda bulunmayı ve anadilde eğitimin Türkiye’de nasıl uygulandığını anlatmayı amaçlıyor.

Böylece, Türkiye toplumunda insan haklarına, kültürel haklara saygılı, ayrımcılıkları azaltan, demokratik bir eğitim anlayışının yerleşmesini ve buna ilişkin tartışmaların demokratik bir zeminde yapılabilmesini kolaylaştırmak hedeflendi. Araştırma sürecinde; 100’ün üzerinde kitap, süreli yayın, gazete  vb kaynak tarandı ve bir bibliyografya hazırlandı. 

Ermeni, Rum ve Musevi okullarında geçmişte ve/ya günümüzde müdür, Türk müdür başyardımcısı, öğretmen, öğrenci ve veli olan 29 kaynak kişiyle, kamera ya da ses kaydı alınarak ortalama 1,5 saat süren sözlü tarih görüşmeleri yapıldı.Kaynak kişilerin genel isteği ve sosyal bilimler etiği nedeniyle, raporda geçen anlatılarda kişilerin açık adları belirtilmedi. Görüşme yapılan kişilerin çoğu isimlerinin açık olarak kullanılmasını istemedi. Kaynak kişilerin bazılarının halen başlarına olumsuz bir durum gelmesinden korkmaları Türkiye demokrasisinin başarısızlık göstergelerinden biridir.    

Proje raporunun birinci cildi, tarihi arka plan tarihçi Selçuk Akşin Somel tarafından kaleme alındı ve Gayrimüslim Okulları Nasıl Azınlık Okullarına Dönüştü adıyla yayımlandı. Üç ciltten oluşan azınlık okullarına ilişkin bu rapor kitaplar ilgili resmi ve sivil kurumlara gönderildi.

Yaşam deneyimlerini, anılarını paylaşma cesareti gösteren 29 kaynak kişiye çok teşekkür ederiz.   

Proje Danışma Kurulu üyeleri:

Aris Çokona, Dimitri Frangopulos, Ferhat Kentel, Garo Paylan, Gürel Tüzün, Gülay Kayacan, Kenan Çayır, Nayat Karaköse, Nurcan Kaya, Magda Çokona, Mihail Vasiliadis, Ohannes Kılıçdağı, Pakrat Estukyan, Selçuk Akşin Somel, Silva Kuyumcuyan, Yanni Demircioğlu, Işık Tüzün, Veysel Yüksel’e,

Proje Koordinatörü: Gülay Kayacan

Proje Asistanları: Gülistan Özdemir, Ozan Torun

Sözlü Tarih Görüşmeleri: Nurcan Kaya, Gülay Kayacan, Ozan Torun, Andreas Bloom

 Bant Çözümü: Fidan Eroğlu

Editörler: Gülay Kayacan, Gürel Tüzün

Yayın Hazırlık: Gülay Kayacan, Ozan Torun, Sevinç Coşkun, Tuba Erdoğan

 Fotoğraflar: Getronagan Ermeni Lisesi, Zoğrafyon Rum Lisesi, Ulus Özel Musevi Lisesi ve Beth Hatefusoth Müzesi (Tel Aviv) arşivleri

 Çizimler: Aret Gıcır, Kemal Gökhan Gürses, Ohannes Şaşkal

 Kitap Tasarım- Uygulama: Özlem Kelebek

BELLEKLERDEKİ

Kendilerini Alevi, Zaza (Kırmanç) ya da Kürt (Kurmanç) olarak tanımlayan nüfusun yoğun olarak yaşadığı Dersim bölgesinde, Osmanlı devletinin son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, merkezi hükümetlerin hegemonya oluşturmalarına yönelik  askeri ve siyasi projeleri uygulanır. Yörede toplumsal nufuzu olan aşiretler üzerinde merkezi hükümetlerin kurmaya çalıştığı hakimiyet girişimleri 1930’lu yıllarda yoıunlaşır ve adım adım askeri müdahalelere de zemin hazırlayacak olan yasal altyapı oluşturulur. 2510 sayılı ıskan Kanunu (1934) ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu (1935) bunun örnekleridir. 1936 yılında bölgede silah toplama kampanyasıyla 7780 silah toplanır ve merkezi hükümetin askeri yöntemlerle bölgedeki hakimiyetinin kurulması için şartlar daha da olgunlaştırılır.  1937 yılında ilk askeri müdahale gerçekleştirilir ve yüzlerce Dersim’li bu müdahalelerle yaşamını kaybeder. Devletin hakimiyetinin artık imar hareketleriyle devam edeceğinin öngörüldüğü bir dönemde; 1938 yılı bahar aylarında bu kez toplumsal anlamda fiziki tasfiyeyi de öngören büyük bir askeri harekat gerçekleştirilir. Bu harekatın sonucu yüzlerce asker ve milisin yanı sıra sayıları onbinlerle ifade edilen Dersim’linin hayatını yitirmesidir. Bu olay siyasal ve gündelik söylemde “Dersim Katliamı” olarak bilinir. Harekatın sonunda onbinlerce Dersim’li devlet tarafından Elazığ ve Erzincan üzerinden daha çok demiryolu kullanılarak batı illerine bağlı köylerde ikamet etmek üzere yerleştirilir. Kitlesel ölümler ve kitlesel sürgünlerle biten bu süreçte büyük bir insanlık tradejisi yaşanır.          

Tunceli’de (Dersim) 1937- 38 yıllarında yaşanan toplumsal olaylarla ilgili yazılı kaynaklar incelendiğinde pek çoğunun ya resmi ya da muhalif ideolojiler ekseninde biçimlenmiş olduğu ve olayların sadece siyasi söylemler etrafında ele alındığını görmek mümkündür. Söz konusu toplumsal travmanın yaşanmasının üzerinden 72 yıl geçmiştir: Bazı resmi/hâkim ve karşı/muhalif ideolojilerin temsilcileri bu alanı kendi politikalarını haklı çıkarmanın bir aracı olarak kullanmakta, böylelikle de geçmişi dar bir siyasi söylem alanının içine hapsetme anlayışını yeniden üretmektedirler. Öyle ki metinlerin çoğu isyan/bastırma, baskı/direniş, askeri hârekat/silahlı direniş, silahlı milisler/askerler, kahramanlar/vatan hainleri, şeyhler/komutanlar vb karşıtlıkların alanı içerisindedir: En vahimi de konuyla ilgili tartışmaların “olaylarda ölen kişi sayısı” üzerine yapılan spekülasyonlarla çerçevelenmesi, yaşananları önemsizleştiren bu ele alış biçiminin geçmişle bugün arasındaki ilişkiyi kısırdöngüsel bir alana çekmesidir. Bütün bunlar, yaşanan toplumsal travmanın “kimlik ve aidiyet” ekseninde sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığı ve anlamlandırıldığı, kolektif belleıin kuşaktan kuşağa yeniden kuruluşunu nasıl etkilediği, nasıl farklılaştığı, kuşaklar arasında ne tür “sağaltıcı” mekanizmaların geliştirildiği ya da geliştirilmediği, zorunlu göçe maruz kalanlar ile göç etmeyenler arasında anlatı farklılıklarının olup olmadığı vb pek çok konu üzerine daha az düşünülmesine ve konuşulmasına neden olmaktadır. Geçmişte ne oldu sorusu kadar, geçmişin bugün farklı toplumsal gruplarca nasıl kurgulandığı ya da kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı ve bunun farklı toplumsal gruplar arasında karşılaştırılabilirliği de önemlidir. Günümüzde toplumsal tarih çalışmaları farklı toplumsal katmanlardan insanların geçmişte yaşadıkları ya da tanık oldukları toplumsal travmaları nasıl algıladıkları ve hangi araçlarla sonraki kuşaklara aktardıkları konusuyla da ilgilenmektedir. 

1937-38’de Tunceli’de ya da o dönemki adıyla Dersim’de yaşanan olayların tanıklarıyla video ya da ses kaydıyla yapılan sözlü tarih arşiv, belgesel, biyografik çalışmaların sayısında son 4-5 yılda artış olması önemlidir. Türkiye’de son yıllarda devlet üniversitelerinde de bu konunun tez çalışmasıları arasında yer alması dikkate değerdir. Bunlarla birlikte o tarihte erişkin olup olayı yaşayan kişilerin pek çoğunun artık hayatta olmaması bu alana ilişkin yapılan ya da yapılacak olan sözlü tarih çalışmalarını kaçınılmaz olarak sınırlamaktadır.

1937-38’de Tunceli’de yaşananlara tanıklık eden kadın ve erkeklerin çocuklarının torunlarından pek çoıu bugün 18 yaşın üzerindedir. Dördüncü kuşak diyebileceıimiz gençler geçmişte yaşanan bu toplumsal travmayı, aileleri ya da yakın çevreleri tarafından onlara aktarılan olayları nasıl ifade ediyorlarİ Belli bir olay çevresinde toplumsal bellek kuşaklar arasında yeniden nasıl biçimleniyorİ Etnik ve dini kimlik, toplumsal statü ve konum, meslek, eğitim düzeyi, cinsiyet vb farklılıklar geçmişe ilişkin anlatının kurgusunu ve aktarım biçimlerini nasıl etkiliyorİ Hangi araçlarla geçmişin anlatısı aktarılıyorİ Birbirinden farklı anlatılar var mı 1934’de 2510 sayılı ıskân Kanunu’na dayanarak İzmir, Aydın, Samsun, Ankara, Çanakkal, Bursa ve Edirne gibi Sünni Türklerin yoıun olarak yaşadıkları Batı illerine göç ettirilen aileler zorunlu göçü kuşaktan kuşağa nasıl aktarmışİ Sürgün edilen yerde yaşanılan zorluklar anlatılara nasıl yansımışİ Yerleşim yerlerine göre farklılaşma var mıİ

Bu çalışmayla yukarıda sıralanan sorular çerçevesinde, 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşanan olaylar, dört kuşaktan 123 kişinin belleklerinde yer aldığı biçimiyle anlatıların kaydedilmesi aracılığıyla derlenmiştir. Bunun yanı sıra Dersim kökenli olmayan ama o dönemde yaşanan olaylara tanıklık etmiş ya da yakınları tanık olmuş 23 kişiyle de kayıtlı görüşmeler yapılmıştır. Video ve ses kaydına alınan sözlü tarih görüşmeleri tarihçi, sosyolog, antropolog ve araştırmacıların kullanımı için Tarih Vakfı Bilgi Belge Merkezi’nde tasniflenerek, korunacaktır. Projenin alan araştırma raporunda yapılan görüşmelerin kabaca hangi temalara ilişkin bilgi aktardığı belirtilecektir.

Bütçesinin bir kısmı Global Dialogue Vakfı tarafından fonlanan proje Temmuz 2010’da başlamış ve alan çalışması Haziran 2011’de sona ermiştir. Projenin alan çalışma raporu basıma hazırlanmış ve basın toplantısıyla Türkiye kamuoyuna tanıtılmıştır.

           

 

 

TARİHE BİN CANLI TANIK

Ülkemizde anı yazma ve bırakma alışkanlığının olmaması, yazılan anıların ve notların ise hayli küçük bir bölümünün yayımlanması, geçmişin daha kapsamlı olarak, insanların deneyimlerinin ışığında incelenebilmesinde sözlü tarih yönteminin önemini daha da artırmaktadır.

 Geçen yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başı arasında, Osmanlı imparatorluğu’ndan     Cumhuriyet’e geçiş dönemini yaşamış kişilerin çoğu, taşıdıkları zengin bellek ve bilgilerle birlikte aramızdan ayrılmaktadır. Bu kişilerle birlikte ayrıntıları kitaplara, belki belgelere bile geçmemiş zengin bir tarih de elimizden gitmektedir.

Yine Cumhuriyet’in ilk on yıllarını yaşamış, gözlem ve bilgileri Cumhuriyet tarihinin yazılı belgelerini tamamlayacak ya da bu belgelerde bulunmayan alanlara ışık tutabilecek kişiler ikinci önemli grubu oluşturmaktadır. Cumhuriyet ile yaşıt kuşak, artık hayli ileri yaşlara ulaşmış bulunmaktadır. Bu gruptaki kişilerin anılarının ve tanıklıklarının derlenmesi Cumhuriyet tarihinin yazımının tamamlayıcı ve zorunlu bir koşuludur.

Toplumumuzun ikinci Dünya Savaşı sonrasında geçirdiği hızlı değişim sürecinde rol oynamış ya da bu yıllara yetişkin olarak tanık olmuş kişiler, bugünkü toplumsal yapımızın oluşumunda yer almış kişilerdir. Bugün, uzun dönemlerdir var olduıu sanılan birçok toplumsal alışkanlııın ve kurumun yaratılış ve kişilerce benimseniş sürecini, bu kuşak mensupları doğrudan yaşamışlardır.

Batıda, özellikle Avrupa’da yakın dönemde ülke çapında yaşam tarihi anlatılarına dayanan sözlü tarih araştırmaları önemli fonların desteğiyle gerçekleştirilmektedir. Özellikle yeni bir yüzyılın başlangıcı ile birlikte geçmiş yüzyılın deneyimlerini, birikimini derlemeye yönelen geniş çaplı sözlü tarih projeleri başlatılmıştır. Bu kapsamda önemli bir örnek, İngiltere’de 1997 yılında Paul Thompson’ın başlattığı ve dört milyon sterlin bütçeli "Millenium" projesidir. Gerek görüşülecek kaynak kişiler ve grubunun genişliği gerekse de bütçesi bakımından bu proje, bugüne kadar girişilen en kapsamlı sözlü tarih projelerinden biridir. Arşivi, British Library’nin National Sound Archive bölümünde bulunan bu önemli proje, sözlü tarih araştırmacılııının giderek kazandııı önemin ve bunun anlaşılmasının iyi bir örneıi olarak değerlendirilebilir.

İngiltere gibi, bireylerin tarih bilincinin yüksek olduğu ve tarih araştırmalarındaki birikimin gelişkin olduğu bir toplumda, bu yeni araştırma alanına bu denli önemli bir desteıin verilmesi Türkiye açısından düşündürücüdür. Ülkemizde 70 yaş üzerinde olan, bugünkü Türkiye’yi oluşturan süreçlerin içinde yer almış, tanık olmuş kişilerin anılarının belgelenmesi, bir bütün olarak bilim hayatımızın ve tarihçiliıimizin önemli bir görevidir.

Tarih Vakfı  Tarihe Bin Canlı Tanık Projesi kapsamında, 70 yaş üzerindeki farklı toplumsal kesimlerden, mesleklerden kişilerle görüşmeler yapmıştır.  1000 kişi ile sözlü tarih görüşmesi yapılmasını hedefleyen bu çalışmada sınırlı da olsa meslek ve ticaret odalarının desteği alınmıştır. Proje kapsamında 105 kişiyle görüşme yapılabilmiştir.  Bu proje ile, toplumun farklı kesimlerinden, kültürel gruplarından ve sektörlerinden belli sayıda kişinin anı ve tanıklıklarının yer alacağı ulusal bir sözlü tarih arşivinin oluşumu amaçlanmıştır.  2005 yılı Ekim ayına kadar Milliyet Gazetesi’nin tanıtım sponsorluğunu yaptığı  projenin ana hedefi, Türkiye’nin en büyük sözlü tarih arşivinin ilk koleksiyonlarının oluşturulmasıdır.

AKDENİZ SESLERİ

Avrupa Komisyonu Euromed Heritage II fonu kapsamında Londra Şehir Üniversitesi’nin ana yürütücülüğünü yaptığı ve 13 Akdeniz kentinde (Alexandria, Ancona, Beirut, Bethlehem, Chania, Mallorca, Granada, İstanbul, Las Palmas, London, Marseille, Nicosia -Lefkoşa, Valletta) sürdürülmekte olan bu proje; “Akdeniz Sesleri: Akdeniz Kentlerinde Sözlü Tarih ve Kültürel Pratikler” adını taşımaktadır. Projenin amacı ve kapsamı şöyle özetlenebilir.

Akdeniz şehirlerinin çok kültürlü ve kozmopolitlik yapısı bu şehirlerin kültürel mirasını şekillendiren temel unsurları oluşturur. 

Kültürel miras anlayışı geleneksel olarak, bu mirası temsili açısından ön plana çıkarılmış birkaç büyük anıttan ve bu anıtlar etrafından oluşturulup kalıplaşmış hale gelen turizm etkinlikleri ve kültürel miras politikalarından ibarettir. Halbuki, farklı kültürlerin mensuplarının anlatacağı hikayeler, aile fotoğrafları, şiirleri, şarkıları, tarihi olayları anlatış biçimleri, geleneksel tarihçilik yöntemleri / belgeleri değerinde görülmemekle birlikte, kentin kültürel mirasını yansıtabilecek çok önemli belge niteliğindedirler. Kentlerin tarihi ve çokkültürlü mahallerinde oturan kişilerin yansıtacağı deneyimler, belgeler ve bu insanların "kültürel miras" anlayışının kavranması ile, yenilenmiş, dinç bir kültür mirası bilinci ve yönetimi yaratılabilir. Bu yeni kültür mirası, merkezi ve kalıplaşmış bir kültür mirasıyla karşılaştırıldığında, hem bu kişilerin yerel politikalarda ve kültürel miras yönetiminde aktif katılımını sağlayacak, hem de farklı kültürlerine karşı tolerans ve anlayış oluşmasını teşvik edecektir.

Akdeniz Sesleri projesi, kültürel miras bilinci ve kültürel kimlikler konularında çeşitli yerel projeler geliştirmiş çeşitli kurumların deneyimlerini ve kaygılarını bir araya getiren ve güncel teknolojiler kullanarak, geniş çevrelere yaymayı amaçlayan bir projedir.

13 Akdeniz kentindeki  saha çalışmalarından elde edilen materyalin büyük bir  kısmı internet ortamında  ortak bir veri tabanında bir araya getirilmiştir.

www.med-voices.org

Projenin İstanbul ayağında neler yapıldı:

İstanbul kenti bir Akdeniz kenti olarak tam bir kültürel çeşitlilik göstermesinin yanı sıra, özgün bir coğrafi yapıya ve çok katmanlı bir tarihsel birikime sahiptir. Son elli yılda diğer birçok Akdeniz kentinde olduğu gibi İstanbul’da da kökten ve çok geniş kapsamlı bir dönüşüm süreci yaşandı. Bu sürecin dünyada yaşanan gelişen genel iktisadi, siyasal ve toplumsal değişimlerle belirlenen yönleri olduğu gibi, Türkiye’nin kendi gelişme seyri ve özelde tüm bunların kente özgü yansıma biçimleri ile de ilişkisi kurulabilir. Bu süreçte İstanbul kültürel çeşitliliğini korumakla birlikte, bu çeşitliliği oluşturan insan ve mekan dokusunda çok önemli değişim/dönüşümlerin de olduğu görülmüştür. Bu dönüşüm sürecini farklı etnik ve kültürel topluluklar, farklı toplumsal sınıflar değişik biçimlerde tecrübe etmiş ve anlamlandırılmışlardır. Sözlü tarih görüşmeleri yoluyla bu farklılaşan tecrübe ve anlamlandırma süreçlerinin ortaya çıkarılması, kişisel tanıklıklar ve anlatılarla resmedilmesi amaçlanmaktadır.

Akdeniz Sesleri Projesi kapsamında yapılan İstanbul saha çalışmasının amacı, Türkiye’de ve İstanbul’da kentsel  gelişmelerin yoğunlaştığı son elli yıllık dönem içinde, kaynak kişi anlatımları ve toplanacak etnografik malzeme üzerinden bu dönüşümün belirlenen semtlerdeki yansımalarını görebilmek, diğer Akdeniz ülkelerindeki dönüşüm süreciyle benzeşen ve farklılaşan yönleri ortaya çıkarmaktır.

Projenin İstanbul’daki çerçevesi  şu şekilde belirlenmiştir. Seçilen semtlerin bugünkü, yaşayan mekan-çevre özelliklerini, insan dokusunu görsel-işitsel olarak kaydetmenin yanı sıra bu semtlerin son 50 yılının dönüşümünü de araştırılmakta ve  bu kapsamda semtteki yaşama yıllar içinde katılan göçmen gruplarının deneyimleri üzerinden semtteki/kentteki farklı göç hareketleri ve bunların sonuçları incelenmektedir.  Semtlerde değişen gündelik yaşam örüntülerini, kültürel değişim ve dönüşümleri, yaşamın değişen renklerini izlemek, semtin bugününün resmini oluşturmaktır.

İstanbul semtlerinin her birinin ayrı bir öyküsü ve birbirinden farklı tarihi özellikleri var.  Ancak bu  proje kapsamında çalışmanın yürütüleceği saha, İstanbul’un farklı veçhelerini temsil edebilen Arnavutköy, Fatih, Gaziosmanpaşa ve Moda olmak üzere 4 semt ile sınırlandırıldı.  Semtlerin seçiminde semtin coğrafi konumu, sınıfsal kompozisyonu, kültürel doku/çeşitliliği, tarihi geçmişi vb. kriterlerin yanı sıra  projeye destekçi olabilecek kişi ve kurumların varlığı da belirleyici oldu. 40 kişinin üzerinde yaşamöyküsü görüşmesi yapıldı. Yapılan video kayıtlı görüşmelerden bir sergi ve 2 kısa film ve 1 belgesel film hazırlandı.

 ( Mayıs 2002- Mart 2006) 

TÜRKİYE TURİZMİ SÖZLÜ TARİH ARAŞTIRMASI PROJESİ

Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında Tarih Vakfı ile Ekin Grubu’nun danışmanlığında “Türkiye Turizmi Sözlü Tarih Araştırması” projesi Aralık 2013 tarihinde başladı ve Aralık 2015'te sona erdi. Proje kapsamında Türkiye turizminin gelişimine tanıklık etmiş, bakan, müsteşar, yatırımcı, işletmeci, rehber, otel müdürü, aşçı, servis elemanı, ön büro çalışanı, mahalle/köy muhtarı, belediye başkanı, pansiyon işletmecisi, vb. kişilerin tanıklıkları, anıları ve deneyimleri kayıt altına alındı.  Araştırmada bugüne kadar 450 kişiyle sözlü tarih görüşmesi yapıldı.  

Aşağıdaki linki kullanarak proje ile ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz.

 http://www.turkiyeturizmtarihi.org/?SyfNmb=1&pt=Anasayfa