Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın 9 Şubat'taki Konuğu Tülin Ural!

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın 9 Şubat'taki Konuğu Tülin Ural!

Tek Parti Döneminde Sofra Adabı

Adab-ı muaşeret; ruh ve görünüş, iç ve dış, ahlâk ve davranış arasındaki ilişkinin, tarihin belli bir anında nasıl kurulduğunu göstermek açısından eşsiz bir kaynak teşkil eder. Adab-ı muaşeret aynı zamanda toplumsal hiyerarşilerin nasıl kurulduğunu, dolayısıyla da nasıl dönüştüğünü anlamamıza olanak sağlar. Bu anlamda adab-ı muaşeret kitapları olgusal dönüşümden çok, zihinlerin tarihini ve toplumsal ayırımların tarihsel olarak nasıl kurulduğunu gösterir. Dolayısıyla onlar, davranışların tam olarak nasıl değiştiğini göstermekten çok, (yeni) bir toplumsallığın nasıl hayal edildiğini anlatırlar. Bu anlamda da tarihin ve sosyolojinin anlama imkânlarını kullanarak, toplumsal ve kişisel olan arasındaki bağı yeniden kurabilmemize olanak verirler.

Batı’da da modern adab-ı muaşeret, 16. Yüzyıldan başlayarak önce Rönesans aydınlarının çabalarıyla; ardından kralların maiyetleri etrafında gelişmiş ve aristokrasi ile burjuvazi arasındaki ‘ayrıcalık’ savaşlarına sahne olmuştur. Böylece oluşan yeni modeller ve yeni davranış kalıpları giderek ‘sulandırılarak’ standartlaşmış, demokratikleşmiş, Batılı orta sınıflardan başlayarak genelleşmiş ve bugün yaygın olan adabın temelini oluşturmuştur. Tüm bunlar elbette Dünya’nın her yerinde ve tüm toplumsal tabakalarda, aynı anda ve aynı hızda gerçekleşmemiştir.

Peki, bugün Türkiye’de yaygın olarak benimsenen sofra adabının kökenleri nerededir? Erken Cumhuriyet dönemi bu anlamda bir milat sayılabilir mi? Erken cumhuriyet döneminde gelişen sofra adabı hangi temeller üzerine oturmakta, hangi zihinsel kalıpları kullanmaktadır? Yaratmak istediği zihniyet kalıpları, yerli midir, taklit midir? Milli midir, seçkinci mi? Ama belki de bu ayrımlar bu kadar keskin değildir ve bu dönemin adabını ancak daha başka kavramlarla kavrayabiliriz…

 

Tülin Ural

1972 yılında doğdu. Mart 2018’de Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde, Prof. Dr. Meral Özbek danışmanlığında yazdığı“1930-1939 arasında Türkiye’de Adab-ı Muaşeret, Toplumsal Değişme ve Gündelik Hayatın Dönüşümü” başlıklı teziyle doktor ünvanı aldı. Tezde tek parti döneminde basılmış adab-ı muaşeret kitaplarında önerilen belli başlı kültürel kodları, modernleşme, milliyetçilik, seçkinlik oluşumu gibi temalar etrafında inceledi ve bu bağlamda önerilen zihniyet kalıplarını tespit etmeye çalıştı. Yeme içme sosyolojisine yönelik ilgisini, Metro Gastro dergisinde yazdığı yazılar etrafında derinleştirdi. Bu bağlamda modernleşme ve küreselleşme sürecinde yeme içme alışkanlıklarının dönüşümü, inanç ve tabu, toplumsal cinsiyet ve yeme içme, milliyetçilik ve mutfak vb. temalar etrafında  yazılar yazdı. Ayrıca edebiyat sosyolojisi ve edebiyat eleştirisi alanında düşünüp yazıyor. Bu bağlamda Istanbul Art News’de 2000 sonrası Türkiye Edebiyatı’nda öne çıkan yazarların kitapları üzerine  incelemeler yayınladı. En merak ettiği meseleler zihniyet dünyalarımızda geçmişten bugüne kalan köklü kodların neler olduğu ve nasıl dönüştüğü… Gündelik hayat, roman, popüler kültür, adab-ı muaşeret gibi alanlarda bu kodların peşine düşmeye çalışıyor. Tülin, ayrıca 14 yaşındaki Çınar’ın ve 10 aylık Derin’in annesi…