Abur Cuburun Yerli Tarihi: Çikolata ve Kuruyemişin Bitmeyen Dönüşümü

VANGELIS KECHRIOTIS PERŞEMBE KONUŞMALARI

Abur Cuburun Yerli Tarihi: Çikolata ve Kuruyemişin Bitmeyen Dönüşümü
Konuşmacı: Saadet Özen, 8 Aralık 2016 - 18.30

Mutfak ve Kültür: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yemek Tarihi
Tarih Vakfı’nda, Vangelis Kechriotis Perşembe Konuşmaları çerçevesinde bu dönem çeşitli veçheleriyle Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye tarihinde yemek konusuna odaklanacağız. Türkiye’de yemek tarihçiliği alanının inşasında rol oynamış isimler kadar, alandaki yeni çalışmalara da yer ayrılacak olan bu konuşma dizisinde mutfağın tarihini kültürel, toplumsal, ekonomik ve çevresel bağlarıyla beraber; malzemelerden, tariflere, pişirme tekniklerine, araç gereçlerine, sofranın düzenine, adabına uzanan bir alanda konu edineceğiz.
Gündelik hayatımızın en başat meselelerinden biri olan yemek, tarih çalışmalarında da giderek daha merkezi bir konuma gelmiş durumda. Tıpkı mutfaklar gibi kapıları, pencereleri birçok başka sahaya açılan; çekmecelerinden, dolaplarından çıkanlarla toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik tarihi anlamamıza, yeniden düşünmemize imkân veren; tarihçilik harici disiplinlerle de kuvvetli bağlara sahip tam anlamıyla disiplinler arası bir çalışma sahası yemek tarihçiliği. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye tarihçiliği de genel olarak yemek tarihçiliğinde gözlemlenen bu hareketliliği yakından takip ediyor. Son yıllarda bu alanda giderek daha çok yayın ve bilgi üretildiğine, yeni yaklaşımlar ve sorularla alanın derinliğinin artmakta olduğuna tanık oluyoruz. Bir yandan detaylara, tekilliklere yönelik hassasiyetini koruyan, diğer yandan yemeğin insan hayatındaki merkezi konumuna denk düşer bir biçimde onu başka disiplinlerle ilişki halinde ele alan çalışmalar çoğalıyor.

Abur Cuburun Yerli Tarihi: Çikolata ve Kuruyemişin Bitmeyen Dönüşümü

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre abur cubur “yararı gözetilmeksizin rasgele yenilen” şeylere deniyor. Bu tanıma göre sık tüketilen pek çok gıda abur cubur kapsamına görebilir: Patates cipsinden leblebi çekirdeğe, çikolatadan bisküviye pek çok şey yerine göre abur cubur olarak anılabilir. Ne var ki sözlüğün bu keskin tanımı bu gıdalarla ilişkimizi tam olarak tarif etmiyor. Sözgelimi çikolata artık daha çok rasgele yense bile daima sağlıkla ilişkili görüldüğüne işaret eden bir tarihe sahip. günümüzde de kâh kalp-damar sistemine olan faydalarından, kâh mutluluk verme özelliğinden bahsediliyor. Ya da fındık afrodizyak etkisi ve cilde faydasından bahisle başka türlü bir itibar kazanabiliyor. Sohbet sırasında en yaygın abur cuburlardan olan çikolata ve kuruyemişi Osmanlının son döneminden günümüze kadar uzanan tarihiyle ele alacağız. Bu çerçevede üretim, satış ve tüketim dinamiklerinin dönemsel özelliklerinin yanı sıra, sağlık söylemiyle ilişkilendirilme biçimlerini ve bu gıdalara olan düşkünlüğün nedenlerini konuşacağız.

Saadet Özen kimdir?

Saadet Özen ortaokul ve liseyi Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. 2011’de Manaki Kardeşler’in Jöntürk Devrimi sırasında çektikleri film ve fotoğraflar üzerine teziyle Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden yüksek lisansını aldı. Halen aynı bölümde doktorasını yapan Saadet Özen’in başlıca çalışma alanları geç Osmanlı devrinde görsel malzemenin politik kullanımı (fotoğraf, reklam, kartpostal vb.), turizm tarihi ve yine Osmanlı döneminde endüstriyel gıdaların tüketimi ve algılanışıdır. Bütün bu süre boyunca bir taraftan yayınevlerinde editör ve çevirmen olarak çalıştı, belgesel sinema alanında farklı görevler üstlendi, tarihi görsel malzemenin kullanıldığı çeşitli sergi projelerinde yer aldı. Yayınlanmış iki kitabı mevcuttur: Notre Dame de Sion, 150 Yılın Tanığı (Yapı Kredi Kültür Sanat, 2006 ve Çukulata, Çikolatanın Yerli Tarihi (Yapı Kredi Kültür Sanat, 2014 – Dünya Kitap Dergisi Yılın Gastronomi Kitabı Ödülü). Bunun yanı sıra Amin Maalouf, Fernando Pessoa, Jose Saramago, Paulo Coelho gibi yazarlardan çevirileri vardır. Katkıda bulunduğu filmler arasında ise “Mustafa” (yön. Can Dündar, 2006 – arşiv araştırması), “Ankara” (2011), “Son Halife” (2013, eş yazar ve yönetmen olarak) yer alıyor.