Vangelis Kechriotis Perşembe Konuşmaları'nda Bu Hafta!

Siyasi Düşünce Tarihi 2

“Akıyordu Su”: Siyasal Düşünceler Tarihçiliğinde Diyalektik Yaklaşımlar


Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları 2018 bahar dönemini Siyasi Düşünce Tarihi üzerine sohbetlere ayırdık. Konuşmalarda siyasal düşünceler tarihine özgün ve yenilikçi yaklaşımların imkânlarını tartışmayı hedefliyoruz. Dönemin ilk buluşmasında Ertan Kardeş "Dünya İç Savaşı"nı Düşünmek: Carl Schmitt ve Partizan Teorisi” üzerine konuştu.

İkinci buluşmanın konuğu Ateş Uslu. Uslu, "Siyasal Düşünceler Tarihinde Diyalektik Yaklaşımlar" üzerine konuşacak. Düşünce ve gerçeklik arasındaki diyalektik ilişkiler, Karl Marx ve Friedrich Engels’in erken dönem çalışmalarından itibaren sıklıkla inceledikleri konular arasında yer alır. XX. yüzyılın başından itibaren György Lukács başta olmak üzere Marksist düşünürler düşüncelerin oluşumunu ve gelişimini incelerken diyalektik yöntemi kullanmışlardır; düşünceleri toplumsal gerçeklik ile ilişkilendirirken bir yandan onların gerçek insanların faaliyetinin ürünü olduğunu ortaya koymuş, diğer yandan da onların tarihsel süreç içinde toplumsal gerçekliğin bütünüyle ilişki içinde gelişimini incelemişlerdir. Diyalektik yaklaşımlarda siyaset toplumsal gerçekliğin bir parçası olarak ele alınır; siyasal düşüncelerin toplumsal gerçekliğin tüm unsurlarıyla (örneğin emek süreci, sınıfsal ilişkiler, üretim biçimleri, sanatsal yaratı ve iktisadi düşünce ile) ilişki içinde gelişimi incelenir. Ateş Uslu bu sunumda Lukács’ın yanında Ágnes Heller, István Mészáros ve Bertell Ollman gibi düşünürlerin eserlerinden hareketle siyasal düşüncelerin toplumsal tarihi ele alınacak; diyalektik yöntemin sözkonusu düşünürlerin kapsamlı bir şekilde incelediği Batı siyasal düşüncesinin yanında İslam siyasal düşüncesi gibi farklı alanlara da uygulanabileceği savunulacaktır.

Tarih: 12 Nisan 2018
Saat: 18:30-20:30
Yer: Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. Değirmen Sok. No:10, Eminönü, 34134 Fatih/Istanbul, (Marmara Belediyeler Birliği Binası)


Ateş Uslu kimdir?
Lisans öğrenimini Galatasaray Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı (2005). Yüksek lisans derecesini tarih alanında Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde aldı (2006). Doktora çalışmalarını Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi ve Budapeşte Eötvös Loránd Üniversitesi (ELTE) arasındaki ortak bir program çerçevesinde yakınçağ tarihi alanında tamamladı (2010). Doçent ünvanını Siyasal Düşünceler alanında aldı (2016). Halen İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Siyaset Teorisi, Siyasal Düşünceler Tarihi, İslam Siyasal Düşüncesi ve Demokrasi Teorisi dersleri vermektedir. Temel ilgi ve araştırma alanları siyasal düşünceler tarihi ve kültür tarihidir. Siyasal ideolojiler, sosyalist düşünceler tarihi, milliyetçi düşünce, müzik tarihi, Orta Avrupa siyasal ve toplumsal tarihi, Asya ülkelerinin tarihi ve siyasal kültürü gibi alanlarda çalışmaları vardır. Bu alanlarda çeşitli dergilerde yayınlanmış makaleleri, kitap bölümleri ve Lukács: Marx’a Giden Yol (2006) ve Siyasal Düşünceler Tarihine Giriş: Tarihyazımı, Temel Yaklaşımlar ve Araştırma Yöntemleri (2017) başlıklı iki kitabı bulunmaktadır. Praksis ve Toplumsal Tarih dergileri yayın kurulu üyesidir.

1917'nin 100. Yılında Devrim Sohbetleri-7

VANGELİS KECHRİOTİS PERŞEMBE KONUŞMALARI’NDA

1917’nin 100. Yılında Devrim Sohbetleri

7

Devrim İmgeleri

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları 2017 güz dönemini 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü sene-i devriyesi nedeniyle Devrim üzerine sohbetlere ayırdık.

Yedinci buluşmanın konuğu Begüm Özden Fırat. Fırat Devrim İmgeleri üzerine konuşacak. Kolluk güçleriyle yüzyüze kalabalıklar, geçilmemesi gereken çizgiyi geçmek üzereler. Gazdan bir sis çökmekte, tazyikli sudan yansıyan bir gökkuşağı. Bir kadın polise yaklaşır: cesur, sakin. Çırılçıplak bir adam sokağın ortasında durmakta: “İşte bu kadar kırılganız.” Süper kahraman kostümlü bir diğeri kalabalıkları yarmakta: “Bizim gizli güçlerimiz var.” Birbiriyle konuşan, tartışan insanlar, korku dolu bakışlar, çöp toplayanlar, uyuyanlar, yemek yapanlar... Yukarıdan görülen mahşeri bir kalabalık kent mekanını karıncalar gibi kaplıyor. Bir drone görüntüsü, bir meydan. Neredeyiz? Atina Syntagma Meydanı mı? Madrid’de Puerta del Sol mu? Kahire’de Tahrir Meydanı mı? Yoksa Taksim mi? Birbirine karışan bu görüntüler 2010’da ortaya çıkan mücadele çevriminin, küresel toplumsal ve politik çalkantının kaleydoskopik bir panoramasını sunuyor. Yeni devrimci imgeler, 18. yy’dan itibaren parça parça oluşmakta olan tarihsel devrim ikonografisine katılıyor, onu dönüştürüyor.

 

“Ortak bir dilin yokluğunda küresel kamusal alan imgelere itimat etmek durumunda kalacaktır” diye yazar Susan Buck-Morss. Peki bu dönemin devrimci imgeleri ne gösteriyorlar? Bize yakın geçmişimiz üzerine ne söylüyorlar? Dünün küresel toplumsal ve politik çatışmalarını bugünün içerisinden nasıl hatırlayabiliriz? Geriye kalan görüntüler, dünyayı sarstığını sandığımız devrimci dalganın özgürleştirici potansiyellerini ve gerçekleşmemiş ihtimallerini yeniden düşünmemize yardımcı olabilirler mi?

 

1917'nin 100. Yılında Devrim Sohbetleri-6

1917 Devrimi ve Kadın Hareketi

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları 2017 güz dönemini 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü sene-i devriyesi nedeniyle Devrim üzerine sohbetlere ayırdık. Dönemin ilk buluşmasında Ali Yalçın Göymen devrim kavramını yeniden düşünmek üzerine konuştu. İkinci buluşmanın konuğu Ertan Erol “Meksika Devrimi: "Kahramanlar," Devlet ve Sınıflar” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Üçüncü buluşmada Y. Doğan Çetinkaya, “1917: İşçi Sınıfı ve Üçlü İktidar” üzerine konuştu ve kendiliğinden ortaya çıkan özyönetim kurumları üzerinde durdu. Foti Benlisoy dördüncü buluşmada Ekim Devrimi’nin özellikle “Batı”da sinemadan edebiyata nasıl ele alındığı üzerine konuştu, “Ekim Devrimi: Felaket, Nostalji ve Ütopya” başlıklı konuşmasında. Masis Kürkçügil beşinci sohbetimizde çarlık imparatorluğunun çevre halklarının 1917 Devrimi’ndeki yeri üzerine konuştu.

Altıncı buluşmanın konuğu Emek Yıldırım.  1917 yılında -Gregoryan takvime göre- 8 Mart, -Rus/Jülyen takvime göre- 23 Şubat günü Petrograd’da (o zamanki St. Petersburg) kadınların “Ekmek ve Barış” («Хлеба и Мира») şiarıyla organize ettikleri mitinge zaten bir süredir grevde olan Putilov işçileri de katılır ve öylece kadın-erkek tüm emekçiler önce Şubat Devrimi’ne ve sonrasında Ekim Devrimi’ne giden yolda ilk adımları atmış olurlar. Lev Trotskiy, o gün için der ki: “23 Şubat (8 Mart) Uluslararası Kadın Günü idi ve mitingler ile eylemler öngörülüyordu. Lakin “Kadınlar Günü”nün resmen devrimi başlatabileceğini tahayyül etmiyorduk. Devrimci eylemler tahmin ediliyordu ama belli bir tarih olmaksızındı. Fakat emirleri tersine, sabah tekstil işçileri birkaç fabrikada işlerini bıraktılar ve bir genel greve dönüşecek şekilde greve destek vermek için delegeler gönderdiler. [Ve] herkes sokaklara çıktı.” Ekim Devrimi sonrasında da, o zamana kadar belli bir günün kararlaştırılmamış olduğu Uluslararası (Emekçi) Kadınlar Günü, 1921 yılında Moskova’da yapılan 2. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’nda (diğer bir adıyla Komünist Kadınlar Enternasyonali), Petrograd’da o gün sokaklara çıkıp, devrimin ateşini çakan kadınların anısına 8 Mart olarak kabul edilir ve 1975 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilene kadar da birçok sosyalist ülkede çoktan kutlanmaya başlanmış önemli bir gün haline gelir. 

Bu minvalde, Rus coğrafyasında kökleri 18. yüzyıla kadar dayanan kadın hareketinin Rus devrimci mücadelesi için ne kadar mühim bir rol oynadığını belirtmekte elbette ki büyük bir fayda var. Narodniklerden anarşistlere, sosyalistlere, hatta Batıcı-liberallere kadar birçok toplumsal muhalif hareketin içinde etkili bir biçimde yer alan kadınların süregiden ikili mücadelesi ise ayrı bir öneme sahiptir. Rusya’da kadınlar, siyasal kimliklerinin yanısıra kadınlık halleri üzerinden de bir mücadele hattı kurmuşlardır. Ekim Devrimi’nin vuku bulması ve Sovyetler Birliği’nin inşa süreçleri, bittabi kadınların da kaydadeğer katkılarda bulundukları bir zemin üzerinden mümkün olmuştur. Fakat, tarihi yazan erkeklerin gözünde kaçan bu durum; özellikle de Ekim Devrimi ve SSBC deneyimi gibi insanlığın geçmişinde varolagelmiş dikkate değer anların, olayların ve olguların vücuda getirdiği tarihin yeniden -toplumsal cinsiyet körü olmayan bir bakış açısına sahip- bir okumasının yapılmasını gerekli de kılmaktadır. Bu nedenle, bu konuşma ile, Rusya topraklarında verilen devrimci mücadelelerin tarihinin yeniden ele alınması sırasında bu süreçte oldukça etkin ve belirgin bir yer de teşkil eden kadınların verdiği mücadeleyi anlatmak, aktarmak, dile getirmeyi amaçlamaktadır. Ve bu bağlamda da, Ekim Devrimi öncesi, süreci ve sonrasında Rusya’da kadın hareketinin izlediği mücadele hattı ele alınmaya çalışılacaktır.

Tarih: 14 Aralık 2017

Saat: 18:30-20:30

Yer: Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. Değirmen Sok. No:10, Eminönü, 34134 Fatih/İstanbul, (Marmara Belediyeler Birliği Binası)

Emek Yıldırım Kimdir?

Ankara’da doğdu. Liseyi Ankara'da, Mehmet Emin Resulzade Anadolu Lisesi'nde (MERAL) okudu. Lisans derecesini 2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Felsefe Bölümü’nden alırken, Tarih Bölümü’nde de yandal yaptı. Aynı üniversitede Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yazdığı “Poverty and Corruption in Post-Soviet Russia: A Comparison of Yeltsin and Putin Eras” konulu teziyle 2007 yılında M.S. derecesini aldı. 2008-2010 tarihleri arasında Rusya Hükümet Bursu ile Rusya Halkların Dostluğu Üniversitesi’nde (РУДН/RUDN) araştırmalarda bulundu. 2011 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde “Sovyet Sonrası Rusya'da Toplumsal Muhalefetin Ekonomi-Politiği” konulu doktora çalışmasını sürdürüyor. 2012 yılından beri de, Artvin Çoruh Üniversitesi Hopa İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor. Çalıştığı konularda yayınlanmış yazıları, makaleleri ve diğer çalışmaları için: http://ankara.academia.edu/deindescriptum

1917'nin 100. Yılında Devrim Sohbetleri-5

Çarlığın Çevre Halkları Ekim Devrimi’nden Ne Umut Ettiler Ne Buldular?

 

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları 2017 güz dönemini 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü sene-i devriyesi nedeniyle Devrim üzerine sohbetlere ayırdık. Dönemin ilk buluşmasında Ali Yalçın Göymen devrim kavramını yeniden düşünmek üzerine konuştu. İkinci buluşmanın konuğu Ertan Erol “Meksika Devrimi: "Kahramanlar," Devlet ve Sınıflar” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Üçüncü buluşmada Y. Doğan Çetinkaya, “1917: İşçi Sınıfı ve Üçlü İktidar” üzerine konuştu ve kendiliğinden ortaya çıkan özyönetim kurumları üzerinde durdu. Foti Benlisoy dördüncü buluşmada Ekim Devrimi’nin özellikle “Batı”da sinemadan edebiyata nasıl ele alındığı üzerine konuştu, “Ekim Devrimi: Felaket, Nostalji ve Ütopya” başlıklı konuşmasında.

 

Beşinci buluşmanın konuğu Masis Kürkçügil. "Halklar hapishanesi" Çarlık İmparatorluğu’nda çok farklı siyasal düzeydeki çevre halklar da işçiler, askerler ve köylüler gibi 1917 Devrimi’nin önemli bir aktörü olmuşlardır. XIX. yüzyıl sonunda başlayan, 1905 Devrimi ile hız kazanan milli hareketler, özellikle İç Savaş döneminde kendilerinin herhangi bir hakkını tanımak niyetinde olmayan Beyazlara karşı Kızılları tercih etmek durumunda kalmışlar (örneğin Başkırt yönetici Zeki Velidi Togan, Yudeniç ordularına karşı zor durumda olan Petrograd savunmasına birlik göndermiştir), ancak daha sonra devrimin vaatleriyle uygulamalar arasında sıkışıp kalmışlardı. Lenin'in Gürcistan ve Orta Asya'daki gelişmeleri değerlendiren, devrimin kaderine ilişkin son yazılarında görüldüğü üzere büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardı. Bu hayal kırıklığının en bilinen temsilcisi "tarihin meçhullerinden" Sultan Galiayev  yalnız olmadığı gibi ondan farklı olarak Marksist gelenekten gelenlerde bu yakıcı  mahiyet kazanmış "milli mesele"yi devrimin önündeki en büyük engellerden biri olarak görmüşlerdir.

Ukrayna, Kafkasya ve Orta Asya bu bakımdan kritik deneyimler olarak tarihe geçmiştir. Konuşma 1917 Devrimi ile milletler meselesi ilişkisinin farklı veçheleri üzerinde duracaktır.

 

Tarih: 30 Kasım 2017

Saat: 18:30-20:30

Yer: Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. Değirmen Sok. No:10, Eminönü, 34134 Fatih/İstanbul, (Marmara Belediyeler Birliği Binası)

 

Masis Kürkçügil Kimdir?

1947, İstanbul doğumlu. Feriköy Ermeni Ortaokulu, Atatürk Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde okudu. Köz Yayınları'nı kurdu, Sürekli Devrim dergisini çıkardı. Edirne Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi'nde Ekonomi ve İstatistik dersleri verdi, Yurt Ansiklopedisi'nde tarih koordinatörlüğü yaptı. Altı yılını Fransa'da mülteci olarak geçirdi. Birleşik Sosyalist Parti'nin (1994) kurucusu ve genel koordinatörü, sonra da ÖDP'nin (1996) kurucusu ve uluslararası ilişkiler sorumlusu oldu. Şu anda Yazın Yayınları'nın sahibi ve Yeniyol adında bir dergi çıkarıyor. Hugo Chavez ve Devrimde DevrimDevrimden Devrime BolivyaTarih ve Siyaset Sarkacında kitaplarından bazılarıdır.

 

1917'nin 100. Yılında Devrim Sohbetleri-4

Ekim Devrimi: Felaket, Nostalji ve Ütopya

 

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları 2017 güz dönemini 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü sene-i devriyesi nedeniyle Devrim üzerine sohbetlere ayırdık. Dönemin ilk buluşmasında Ali Yalçın Göymen devrim kavramını yeniden düşünmek üzerine konuştu. İkinci buluşmanın konuğu Ertan Erol “Meksika Devrimi: "Kahramanlar," Devlet ve Sınıflar” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Üçüncü buluşmada Y. Doğan Çetinkaya, “1917: İşçi Sınıfı ve Üçlü İktidar” üzerine konuştu.

 

Dördüncü buluşmanın konuğu FotiBenlisoy, Ekim Devrimi bir dizi yaygın yanlış anlaşılmanın kurbanı olagelmiş, günümüzde öksüz kalmış bir devrimdir. Bolşeviklerin profesyonel devrimcilerden oluşan, aşırı merkeziyetçi ve iç demokrasiden yoksun dar bir konspirasyon örgütü olduğu, Ekim’in, bir devrimden ziyade iktidarı ne pahasına olursa olsun ele geçirmeye odaklanmış bu konspirasyon örgütünün, yani bir azınlığın gerçekleştirdiği bir darbe olduğu, Ekim’in siyasetin ‘olağan’ işleyişini, toplumsal evrimin ‘normal’ seyrini akamete uğratarak insani bir trajediye yol açtığı, bu galat-ı meşhurlardan en bilinenleri. Sovyetler Birliği’nin 1920’lerin ikinci yarısından itibaren aldığı biçimin Bolşevik teori ve pratiğin doğal bir uzantısı, devamı olduğu bu yaygın yanlış anlamaların belki de ‘doğal’ bir sonucu. Ekim ile Gulag kampları arasında ‘doğal’, evrimsel bir bağ olduğu, yani ‘Stalinizmin’ ‘Leninizmin’ bir sonucu olduğu, özellikle 1989’dan ve muzaffer liberalizmin tarihin sonunu ilan etmesinden sonra bir hayli popüler olan bir tema.

Devrimin tarihin ‘normal’ seyrini kesintiye uğratan ve kanlı trajedilere sebebiyet veren bir anomali olarak görülmesinin sonucu, devrimin lanetlenmesi, ya da hiç değilse ileride muhakkak kaçınılması gereken bir ‘aşırılık’ olarak görülmesi olmuştur. Devrimin olumsuzlanması, bütünsel bir alternatifin kolektif zihinsel ufkun dışına sürgün edilmesi, komünizmin ve dolayısıyla da kapitalizme alternatif toplumsal tasarımların itibarsızlaşması sonucunu doğurmuştur. Bu durum, yani kapitalizme alternatif bütünsel bir toplumsal tasarımın beyhudeliğine, iflasa mahkûm olduğuna, hatta ister istemez bir tür totalitarizme yol açacağına dair popüler algı, siyasal ve toplumsal mücadelelerin önüne dikkate alınması gereken bir zihinsel bariyer koyuyor. Bu anlamda, Jameson’a atfedilen o meşhur tabirle “dünyanın sonunun akıllara getirilip, kapitalizmin sonunun düşünülemediği” bir çağda bulunuyoruz.

Ütopyanın kolektif zihinsel ufkun dışına sürgün edildiği, siyasal sinizmin adeta kural haline geldiği, her türlü radikal dönüşüm özleminin totalitarizmle özdeşleştirildiği günümüzde devrimi, "ezilenlerin şölenini" yeniden ve günümüz koşullarında düşünmek bu durumun izalesi için şarttır. Aktüel siyasal ve sosyal mücadeleyle ütopya arasındaki bağın bütünüyle kopması, başka bir gelecek hayal etmenin siyasetle ilişkisinin kalmaması karşısında devrime dönmek, Ekim’i günümüze çağırmak, onu yeniden düşünmek elzem. Çünkü özgürlük ve eşitlik mücadelesi garantisizse, tarihin 'nesnel' yasaları uyarınca zafere ulaşacağı kesin değilse, onun esinleneceği, dayanacağı yegâne şey, 'köleleştirilmiş atalarımızın' zincirlerini kırmaya cüret ettikleri anlar olacaktır. Ekim'i hatırlamak ama aktif, militan, angaje bir bellekle hatırlayıp bugüne taşımak, bunun için hepimiz için şarttır...

Tam da bu nedenle bu toplantı, Ekim devrimini 100. yılında 'olmuş bitmiş', dolayısıyla kapanmış bir hadise olarak otopsi masasına yatırıp anmaya dönük bir ayin değildir. Tarihçilere bırakılamayacak önemde bir 'kurucu olay' olan Ekim'i filmler ve resimler aracılığıyla günümüze çağıran ve yukarıda anılan yaygın yanlışlarla hesaplaşmaya davet eden bir toplantı olacaktır.

 

 

Tarih: 16 Kasım 2017

Saat: 18:30-20:30

Yer: Sarıdemir Mah. Ragıp Gümüşpala Cad. Değirmen Sok. No:10, Eminönü, 34134 Fatih/İstanbul, (Marmara Belediyeler Birliği Binası)

 

FotiBenlisoy Kimdir?

1976 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yürüttü. Birçok yazı ve makalesi Birikim, Toplum ve Bilim, Mesele, Gelecek, Yeniyol, Toplumsal Tarih, Tarih ve Toplum, Birgün ve Özgür Gündem gibi yayınlarda yayınlandı.Kahramanlar, Kurbanlar, Direnişçiler; Trakya ve Anadolu'daki Yunan Ordusunda Propaganda, Grev ve İsyan (2014), Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş Bir Yol: 'Hıristiyan Türkler' ve Papa Eftim (2016), 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası; Fransa ve Yunanistan'dan Arap İsyanı, TheOccupy Hareketleri ve Kürt Baharına (2012), Gezi Direnişi. Türkiye'nin Enteresan Başlangıcı (2013) isimli kitapları bulunmaktadır.